Dağın bazı yerlerinde belli belirsiz sis tabakaları var. Bilmeyene anlatması zor bir koku var doğada. Sisin yarattığı nem, güneşle birlikte çayır, çimen, çiçek, toprak kokusunu da almış beraberine yavaş, yavaş uçuyor. Buluta giriyor güneş ara sıra. Birden insan ürperiyor. Soğuk basıyor sanki. Buluttan çıkınca da üzerinizdekileri atasınız geliyor. Tipik Ege havası. Ara sıra hafiften gelen esinti tepelerin daha keskin çama karışmış toprak kokusunu getiriyor. Daha o tepelere çıkılacak. Ara sıra keklik ötüşleri geliyor. Ama horoz tedirgin. Yarım, yarım kesiyor ötüşünü. Şöyle bir güzel çatlatmıyor. Tecrübesiz erkekler ötelim dediler mi keskin bir ”cırrık” sesi ötüşlerini bölüyor. Köpeklerin hepsi iple, zincirle elde tutuluyor. Bırakır gider bir koku peşine, sonra da akşama köyde görürsünüz. İki büyük balkanın önünden geçerken usta olan 2 tanesini zor zapt ediyor sahipleri. O zamanlar yol, oralara çıkan araba mı var? Av denildi mi dağa tırmanmak geliyor akla. Sürekçiler kalıyor. Beke gidenler devam. En az yarım saat daha tırmanacağız. Yukarıdan başlayacağız aşağıda ki balkanlara baka, baka ineceğiz köye.
Espriyi bu kadar ince yapabilen, dost canlısı, sevecen, bonkör Alamut Köylüsü. Madran dağına yaslanmış arkası orman, önü olduğu gibi ekenek. Köyde kuaförü, kahvelerde bilardo masalarıyla hiç alışmadığımız bir Anadolu köyü.
Çolak, Rıza Çörtük, Zeynel Biçen, Öpüllü’nün İsmail, Kör Ali, Eydilli gibi domuzla yatıp kalkan, domuz ne düşünürse onu düşünebilen usta avcılar var. Çoğu bırakıp gitti. Hepsine Tanrıdan rahmet. Bunlar bizden yaşça büyükler ama tırmanırken biz onların ardında kalıyoruz. Malum sebep, Mallboro’yu kaçakçıdan kavgayla alıyoruz o zamanlar. Benim 2 karton, senin bir karton diye birbirimizle kavga ediyoruz.
Parça, parça balkanlıklar var. Büyük olanlarından alay, küçük olanlarından tekler mutlaka kalkıyor. Sıkıyönetim yivlileri toplamış. Slug namlu BROWNING var elimde. Fişekler kendi imalatımız. Avrupa fişekler korkudan ortadan kalkmış. Seneye fişek ağacı olacaklar. Ara ki bulasın. Sürekçilerde tek kırma, dolma tüfek, bektekilerde çifte. Öğleye kadar 4 sürek yapılacak sonra köye dönüp oğlak tandır ile bir güzel kafalar çekilecek.
Kör Ali,
- Fıyyık* çekem mi Memed Bey sürekçi yörüsün, herkes oturuk mu yerine?
- Çek Ali Efe herkes yerleşti.
- Görmüyon mu daha hala gımışlanıklar.** Gımışlanman len gari.
Küçücük bir balkan. 4–5 dekar anca gelir ama köpekler kuduruyor. Bir tanesi ipi koparınca, mecbur hepsi bırakıyorlar. Bir çavkırmadır*** gidiyor. Hepsi bir noktada buluşuyor ama ne bir adım ileri, ne bir adım geri gidiyorlar. Fısıltı halinde Rıza Çörtük “azılı, azılı” diyor. Lafı bitiyor, sapan taşı yemiş gibi köpeklerin hepsi bağırıp balkanın dışına fırlıyorlar. Hafif sağ veya sol dönmüşler çalıya. Acı ve korku dolu bir suratla bağırıyorlar. Ama ne dedikleri belli değil. Gelen olursa meydana kaçacaklar. Ama hallerinden anlaşılan o ki kesinlikle bir daha çalıya girmeyecekler.
- Haydolum, dutuve bakem.
- Eniğe bak ulen dutmayık da bene sırtarık**** oşt ulen.
- Yokarı varıyo, varıyo. Kaktı.
Çalının yüksekliği en az 1 metre var. Sırtıyla yelesi ondan bir karış yukarıdan geliyor. Ama öyle aheste ve korkusuz ki “Sizde kimsiniz” der gibi bir edası var. Geliyor, geliyor Öpüllü İsmail’in 2 metre önünde duruyor. İsmail çukurda önündeki çalı da yüksek, domuzu göremiyor. Rıza Çörtük,
- İsmeil köpek eniği gadar bir şey, tüfeği goda üstüne atlayıver boku bokuna sıkı atmayık arkasında belki böyüğü vardır.
- Dalga geçmeyon deme Rıza Efe.
- Yok, ule neden dalga geçem, yumruğunan fursan bile olur.
O kadar fısıltı ile konuşuyorlar ki domuz bile zor duyar. Zaten duysa da umurunda değil. İsmail tüfeği çalıya dayadı, ya Allah deyip bir hamle yaptı. Domuzu tutacak. Çalıya girdiği gibi 2 metre geriye “Yalancı deyyus, Allah senin nasıl olsa beleni verik” deyip fırlaması bir oldu. Gürültü ile domuz yürüdü. İp çekmiş gibi üzerime geliyor. Aramızda 20 metre mesafede bir dere var. Dereyi inip yolaktan bana gelecek. İnerken hızlandı ben de burnunun ucuna tutup tetiği çektim. Bir takla atıp dereye indi. Bana çıkmadı. Dereyi aşağıya doğru devam etmeye başladı. Tam 5 metreden sırtına bir daha, bir daha attım. Hiç bozulmadı. Bu kargaşada Zeynel Karşıya 2 el atıp tüfeği çoktan boşaltmış. Tüfeği iki eliyle tutmuş “höö, höö” diye namlunun ucuyla domuz kovalıyor. Domuz onu geçti yattı. Aklımdan tamam kaldı diye geçirdim. Ağzından burnundan kan geliyor, sırtından kan fışkırıyor. Bir hamle, bakışlar arasında domuz doğru çalıya. Bir yaylım ateşi ama kalan yok. “Ah ulan diyorum, elimde yivli olsa bu yerinden kıpırdayabilir miydi?” 3 Gün sonra vurulduğu yerden en az 3 kilometre uzakta çoban buluyor domuzu. Anlatıyor ”Alamet bir şeydi, önce yanına varmaya korktum. Sonra bu ölük dedim de vardım. Çene dağılık, sırtında da iki dene gurşun var”
Köpekler birbirine sokulmuşlar, arkasından giden yok. Biraz daha büyük bir balkana geçiyoruz. Üstü kayalık. Kayalığa 2 kişi çıkıyor. Kör Ali ile Kara Ali. Ben de kayalığın bittiği yere oturuyorum. Sürekçi aşağıdan giriyor. Köpekler birden heyecanlanıp bağırmaya başlıyorlar. Bir keklik alayı kalkıyor en az 30 tane var. Süzülüp aşağıya zeytinliğin içine girip gözden kayboluyorlar. Çalılığın içinde bir kaynaşma oluyor. Sağa, sola yukarı doğru çalılar oynamaya başlıyor. Kalabalık bir alay. Köpekler dörde, beşe bölünüyorlar. Tiz sesli, kart sesli hepsi bağırıyor. Bir tanesini aldı yukarı doğru getiriyor. Bakıyorum ama çalıdan hiçbir şey görünmüyor. Köpek sesi soluma, kayalığa doğru dönüyor. Kayanın üzerine doğru koşuyorum. Koca bir azılı bizi geçmiş 200 metre de yol almış. Tüfeği kavrıyorum ama yivli gibi gelmiyor yüzüme. Unutuyorum bunun bir slug namlulu browning olduğunu. Yine hayıflanıyorum. “Ah yivli ah”
Domuz tepeye değil yan, yan gidiyor. Geçeceği yerde Eydilli oturuyor. Köpeklerde ardında. Başlıyorum bağırmaya,
- Eydilli geliyor, geliyor
- Ey dilli domuz varık, yanına varık
- Memet bey Eydilli duymaz sağırdır o, heç boşuna bağırma
Eydilli bakmış gelen giden yok oturmuş def-i hacet ediyor. Dolma tüfeği de çalıya dayamış. Domuz sen git tüfeğin kayışından gir, al tüfeği yürü. Tüfek art arda iki kere patla. Eli uçkurda Eydilli dikildi. Pantolonu son derece soğuk kanlı çekip kemeri bağladı. Herkes soruyor
- Eydilli ne oldu
- Eydilli ne oluk
Eydilli hakikaten duymuyor. Durmadan kafa sallıyor. Ağır, ağır yanına doğru çıkıyoruz. İlk ben soruyorum
- Eydilli ne oldu?
- Bene ne soruyon, domuza sor Memet bey. İki el o atık. Ama furuk, ama furmayık ne bilem gari.
Fıyyık… Kuvvetli ıslık
Gımışlanmak… Kıpırdamak
Çavkırma… Köpeklerin bir ağızdan bağırması
Sırtarmak… Diş göstermek