Değerli Avcı Arkadaşlar,
Geçmiş Şeker Bayramınızı kutlarım. Umarım, sağlıkla, mutlulukla kutlamış, fırsat bulup gidebilenleriniz de bir yerlerde avlanabilmişsinizdir.
Aşağıya, bundan nerdeyse dört yıl önceki yılbaşında bir avcılık sitesine yazdığım yazımı aktardım. Keşke bu gün hala aynı şeyleri söylüyor olmak bu kadar uymasaydı ve bir şeyler değişmiş olsaydı da aynı yazıyı YABANTV.com köşemde yayınlamak ihtiyacını hissetmeseydim. Yeni yıl yerine “yeni av sezonu” desek de olur.
“Bu yılı tatlısıyla acısıyla kapatırken, bir çift sözüm var bu camiaya söylemeden edemeyeceğim. Elime ilk tüfeği alalı yarım asrı tamamlarken, bu hakkı kendimde görerek yazıyorum bu yeni yıl mesajımı.
Türkiye yeni bir döneme başladı, Avrupa Birliği süreci. Sonunda alırlar mı almazlar mı bilmem ama, uyum sürecinde, milletçe kendimize çeki düzen vereceğimiz, çağdaşlaşmaya kendimizi zorlayacağımız, hayatımıza değişik ölçüleri getiren bir süreç. Eski geri kafalı alışkanlıkları bıraktıran, toplumcu, katılımcı, batılı olmanın boyutlarını belirleyen bir süreç. Avrupa kulübünün üyelik şartları bu. "Biz bu şartları kabul etmiyoruz ama gene de bizi alın" olamaz.
Lütfen avcılığımızı da bu, çağdaş boyuta taşıyalım.
Olaylar karşısında tepki veren olalım. Bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de avcılardan alınan paralar avcılığın geliştirilmesi ve yabanhayatının korunması için kullanılmaktadır!!!! (KAK Md.10) Av ne kadar kısıtlanıp yasaklanırsa, büyüyen yerleşimler, artan nüfus, çoğalan sanayiler, yok olan doğa karşısında, yaban da o kadar korunmayacaktır.
Avlanma parasını ödeyen ama paranın nereye gittiğinin de hesabını soran, tepki gösteren, katılımcı bireyler olalım. Doğruları bulalım. Bu da bizi, doğruları uygulatan bir toplum yapacaktır. "Yapmıyorlar ki" deyip oturan yerine, yaptıran olacaksınız, olmalıyız.
Her konuda olduğu gibi "avcı hakları, av ve yabanhayatı koruma" konusunda da Avrupa Birliği bizden kendi standartlarına uymamızı bekliyor. Ankara'daki bizi yönetenlere, varlığımızı, kendilerinden beklediklerimizi, katılarak, hesap sorarak, bilgi isteyerek, tepki vererek gösterelim. Biz avcılara, ne kadar fazla avlanma imkanı yaratılırsa, doğanın ve yabanın korunmasına da o kadar parasal katkı sağlanmış olur. Bunu görsünler artık. Bu para, bilim, sistem ve yok edilemeyen bir doğa olarak bize geri dönecektir. Türkiye'nin av ve yaban hayatı, yalnız biz avcılar var oldukça, haklarımıza sahip çıktıkça ve bu haklarımızı elimizde tutmaya direndiğimiz ölçüde korunur. Suyu da, batağı da, otlağı da, fundayı, ormanı, bozkırı, dağı da biz avımıza devam edebilmek için korumak zorundayız. Yoksa çoğalan toplum onları yutmayı sürdürüyor. Uykudan silkinelim artık.
Herkese, yeni bir bakışla yeni bir başlangıç, bütün sevdikleri ile sağlık, başarı, mutluluk ve bol avlanacak keyif dolu bir yeni av yılı dilerim.”
Evet, böyle diyordum dört yıl önceki yılbaşı yazımda. Ama hala, 1993 yılından beri, haftada üç gün avcılık kararı sürüyor her yıl MAK’da yenilenerek. Ezelden beri mevsiminde yedi gün olan avcılık, hiç sorgusuz sualsiz, çok sayın av ve yabanhayatı yöneticilerimizin kararı ile (sakın MAK kararı falan diye yutturulmasın) birden bire üç güne inmişti. Sonra bir gün ezelden beri tarlasını gece domuz istilasına karşı bekleyen çiftçimize, köylümüze de, gece domuzu vurma yasağı getirildi. “Sadece havaya ateş ederek korkutabilme izini verildi”. Geçen yıl da hepinizin bildiği ve bütün Türkiye’nin uyguladığı!!! sürek avı yasağı getirildi. Tarlalar ve mahsul domuzlarca talan ediliyor, çiftçi ekmek parasını domuza yediriyor.
Sayın av ve yabanhayatı yöneticilerimiz Avrupa Konseyi’nin “ avlanma sahalarında envanter çıkartılsın” tavsiye kararına uymak adına, beceremediği, çıkartamadığı envanter karşılığında her geçen gün avcılığımızı biraz daha kısıtlıyor. Hem de ne dahiyane fikirlerle. Bir yandan azaltılan limitler, yasaklanan sahalar diğer yandan her yıl yenisi kurulan sözde “av üretme ve geliştirme sahaları”. Sonra da avcılardan şikayet ediyorlar, avlanma paraları yatmıyor diye. Sen avcılığı üç güne indireceksin, her gün yeni yasaklar getireceksin, sonra da şikayet edeceksin para yatmıyor diye.
Ve biz muhterem avcılarımız bildiğini okuyor. Aynı da, biz ne kadar söylenirsek söylenelim karşı taraf için de geçerli. Yani hiç bir derdimize çare olmuyor Ankara. Tam tersi her gün avcılığımızı biraz daha başımıza kakacak zorlukları, yasakları yürürlüğe koyuyor. Biz ne dersek diyelim Ankara bildiğini (daha doğrusu bir türlü bilemediğini) okuyor. Bir kaç da çözüm üretemeyen yasakçı kafalardan destekçisi ile.
Son MAK toplantısında Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı envanter çıkarttırıp, domuz avı süreğini açacağının sözünü vemişti değil mi ? Müsteşarıda şahit göstererek...
Gelecek MAK’a kadar hazır bulmuşken Saksağan yahnisine devam. Bakarsınız seneye Martı, Karga ve Saksağan limitleri de azaltılır. Ne de olsa onlar da av kuşu değil mi?
Sağlıkla kalın,