PİRAMİT TERSİNE DÖNDÜ
Bir piramit düşünelim. Piramidin tabanında av hayvanları, sivri noktasında ise yırtıcılar olması gerekiyor. Doğa dengesi bu şekilde kurulmuş. Sanayileşme, aşırı ve bilinçsiz tarım ilacı kullanımı bu dengeyi alt üst etmiş. Piramidin sivri noktası aşağıya, tabanı da yukarıya gelmiş durumda. Öylesine bir yırtıcı artışı var ki piramidin ters dönmesine engel olunamıyor.
Yırtıcılar kanatlı ve memeli olmak üzere ikiye ayrılıyorlar. Kanatlı yırtıcılar şehir kargaları, leş kargaları, kestane kargası, ala karga, saksağan olarak sıralanabilir. Kartal, doğan, şahin, atmaca, baykuş, akbaba tüm dünyada yasalarla korunan yırtıcılardır. Yırtıcı denmesine karşın soylarında bir artış görülmemekte, aksine aşırı koruma ve desteklemelerle üremeleri laboratuar ortamlarına kadar getirilmiştir. Peki, ya karga ve saksağana ne demeli. Öylesine bir artış göstermişlerdir ki akşamüstleri ve sabah erken binlercesi şehirler ve yerleşim alanı olan her yerde gökyüzünü kaplamaktadır. Memeli yırtıcılar ise Büyükten küçüğe leopar, vaşak, kurt, çakal, tilki, porsuk, sansar, gelincik, fare olarak sıralanabilir. Yırtıcı sınıfına sokamadığımız ama bunların en tehlikelisi vahşileşmiş köpektir. Doğa ve yaban hayatı için çok büyük bir tehlikedir.
Sayılarının gün geçtikçe yapılan kısırlaştırma operasyonlarıyla azalacağını zannettiğimiz köpekler niye çığ gibi büyümektedir. Bunun ne denli bir tehlike olduğunu anlamak o kadar zor mudur? “Hayır, biz öyle bir şey yapmıyoruz” deseler de fazlalıklarından cinnet geçiren belediyeler yakaladıkları köpekleri şehir dışlarına, ormanlık alanlara atmaktadırlar.
Kısırlaştırma eski çağlardan beri bilinen ancak koyun, keçi, dana gibi hayvanlarda uygulanan bir yöntemdi. Yapılma nedenleri de keçi ve koyunda et verimi, dana da ise öküz yapıp kuvvetli bir çift veya yük hayvanı elde etmekti. Sonuçta kısırlaştırma hayvanın hormon dengesini bozmak, onu obeziteye zorlamak olarak tarif edilebilir. Obez hayvan kolay, kolay doymaz. Doysa bile denge bozuk olduğu için yedikçe yer. Köpeği kısırlaştırıp sokağa bırakacaksınız. Sokakta kim onu tıka basa doyuracak? Köpek sevenler mi?
İstanbul etrafındaki birçok ormanda karacaları, geyik yavrularını, hatta çocukları parçalayacak, aynı ırktan olan tilki, çakalla boğuşacak kuduz mikrobunu önüne gelen her canlıya bulaştıracak. Siz diyeceksiniz ki doğa bunu emrediyor, doğanın kanunu bu. Bir karaca, bir geyik yılda bir tane, köpek ise en az 5 tane doğuruyor. Bu nasıl doğa kanunu. Geyiği, karacayı yerse yesin, ama köpekleri ellemeyin.
Kuş gribi görüldüğünde kümes hayvanlarının akıl almaz bir şekilde vahşice katline, kuş gribi bana geçerse korkusuyla sesini çıkaramayan çevreci dostlar. Buna karşı önlem alınmayacak mı? Elbette alınacak, elbette insan sağlığı için gereken yapılacak ve kuduza yakalanmış köpekler itlaf edilecek. Niye? Çünkü o sokak köpeği ve yaşamaya hakkı var. Doğanın asıl sahibi geyik, karaca, tavşan yaşamaya üremeye hakları yok mu? Köpeklere yem olmak zorundalar mı?
Doğa dengesi öyle bir kurulmuş ki, yırtıcılar yırtıcı olmayanı yiyecek. Ama yırtıcı olmayanlar o kadar çok olacak ki yırtıcılar yedikçe denge korunacak. Aşırı yapılaşma, sanayileşme yabanıl hayatı bir köşeye sıkıştırmış. Bu sıkışmış doğaya devamlı yırtıcı ekliyorsunuz. Denge kalır mı? 1000 tane geyik olan bir yerde 5 tane kurt, 10 tane çakal, 15 tilki olsa işler tıkır, tıkır yolunda gider. Ama tersine olup da 1000 tane yırtıcı 30 tane geyik veya karaca olursa işler faciaya gider ki olay bu durumdadır.
Çevre ve Orman Bakanlığı medya yüzünden kılını kıpırdatamıyor. Medya korkusu almış başını gidiyor. Güpegündüz kurtlar geyikleri parçalıyor, doğuda kurttan halk muzdarip, ormanlar çakallarla, yabani köpeklerin çiftlikleri olmuş, karga alayları uçtuğu zaman gökyüzü görünmüyor. Her olayda Avrupa ile karşılaştırmak olmaz diyorlar. Avrupa’da sokakta dolaşan köpek yok. “Burası Türkiye, Türkiye şartlarında düşünmek lazım” Düşünmek lazım ama sokak köpeklerini, doğadaki yırtıcı oranını kim arttırdı. Sebep ararsanız avcılardır. Böyle ciddi sorunları doğuran hep avcılardır. Kuş gribini ülkeye sokan, kuduzu, keneyi getiren hep avcılar olmamış mıdır? Sokak köpekleri devamlı korunmaktadır. Her türlü tehlikeye ve hatta kuduza karşı bile.
Medyanın tek avcı patronu merhum Ufuk Güldemir idi. İşin aslını yırtıcı tehlikesini, Türkiye’deki en büyük doğa katillerini iyi biliyordu. Bunları televizyonunda dile getiriyor, korkmuyor çünkü söyledikleri ve yayınladıkları doğru idi. Kimse de sesini yükseltemiyordu. Adını anmışken Tanrıdan rahmet dilemeden de geçmeyelim.
Çevre Bakanlığı bürokratları ile bir protokol yapılmalı ve bu protokol sonrası yırtıcı mücadelesine girilmelidir. Çok basit ve avcının hoşuna gidecek bir yol olarak gördüğüm konu ta eskilerde olduğu gibi kuyruk ve ayak biriktirmek. Çevre bakanlığı 25 karga ayağı getirene avlanma pulunu bedelsiz vermeli. 5 çakal veya tilkikuyruğu getirene avlanma pulunu bedelsiz vermeli. Bu şekilde yapılacak bir uygulama ile avcı yırtıcı ve zararlı mücadelesinde etkin olacaktır.Pul parası ödememesi de kayıtsız avcıyı azaltacaktır. Laf olsun diye konulan il bazında yasak olan çakal, tilkiler için de çok olan bölgelerden bu bölgelere bakanlık aktarma yapmalı. Aksi halde avcı kargaya, saksağana, tüfek atmıyor. Kürk satışı yasak olduğu için özel olarak tilki, çakal avına gitmiyor, bol olan bölgelerde çok tehlikeli olan zehirleme yoluna gidiliyor.
Değerli avcılar. Av sezonu açılmışken olmayacak şeylere, boş fişeğe, rakı şişesine atacağınız fişeklerinizi kargalara, saksağanlara önünüze çıktığında limitler içerisinde tilkiye, çakala atın. Farkında değilsiniz belki ama avımızı vurduğumuzdan çok onlar tüketiyorlar. Saksağan bulduğu zaman kaç keklik kuluçkasını batırıyor. Kargalar parçalamadan kaç keklik palazını yutabiliyor. Bunları hesap etmek zorundayız. Siz bir alay kekliğin arkasından akşama kadar koşup zorla 1 veya 2 tane vuruyorsunuz ama bu yırtıcılar buldu mu kökünü kazıyor.