YABAN TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç, hem YABAN, hem de kendisiyle ilgili ilk kez böyle kapsamlı bir söyleşi verdi. Söyleşiyi Avdoğa ve Oltacı Dergilerinin sahibi ve Editörü Kamil Üçbaş yaptı. Kamil Üçbaş, merak edilen her şeyi sordu ve ortaya A'zen Z'ye YABAN'la ilgili geniş bir dosya çıktı. Aşağıda, YABAN TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç'in, bu göreve geldiği günden bu yana verdiği ilk söyleşiyi okuyacaksınız.
RÖPORTAJDAN BAŞLIKLAR:
"Etrafta yüzlerce kanal var ama YABAN hepsinden farklı. Tam benim aradığım gibi sıradışı bir iş."
"Bir gün Türkiye'de ayakta 3 televizyon kalırsa biri kesin YABAN olur."
YABAN'ın başarısının 4 önemli sırrı ?
Melih Meriç'e göre YABAN'ın en büyük yanlışı ?
YABAN, hangi konuda asla taviz vermeyecek?
YABAN'a yabancı ortak mı geliyor?
Melih Meriç, ava gidiyor mu? Avcılığa nasıl bakıyor?
Av camiasında en çok nelere kızıyor? Kimleri sert eleştiriyor?
Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nı neden eleştiriyor? Bakanlığın en temel yanlışı ne?
Melih Meriç'ten av bayilerine YABANSTORE müjdesi... Av bayileri YABAN Markalı ürünleri satabilecek.
İlk kez Avdoğa Dergisi açıklıyor: YABAN KÖPEK MAMASI geliyor.
YABAN'ın yol haritasını ilk kez bu kadar açık ve net okuyacaksınız.
KAMİL ÜÇBAŞ'IN SÖYLEŞİYE GİRİŞ NOTU:
"Rahmetli Ufuk Güldemir’i sağlığında Habertürk’te ziyarete gidiyordum, o tarihlerde
Yaban TV daha kurulmamıştı. Her gittiğimde koyu takım elbisesiyle, uyumlu kravatı
kısacası şık giyimiyle dikkat çeken Melih Meriç, sıcak gülümsemesiyle, ciddi tavırlarıyla
bizi dostça karşılardı. Yaban TV kurulduktan sonra yaptığım ziyaretlerde, Melih Meriç
ile daha sık karşılaşmaya başladım.
Daha sonra Yaban’a birçok program yapma fırsatım oldu, dolayısıyla daha fazla
şeyler paylaştık. Yaban TV’nin başına geçtikten sonra, cenazede, hasta ziyaretinde,
şenliklerde, özel toplantılarda, panellerde, hep birlikte olduk.
Avcılarla bir araya geldiğinde sanki kırk yıllık dost gibi karşılanan Melih Meriç, müthiş
bir iletişim yeteneğine sahip. Kıvrak zekası ve girişimci yönünü anında yansıtıyor.
Her telefon ettiğimde en zor anında bile telefonunu açan, birçok konuda görüş alışverişi
yaptığımız, Yaban TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç, 1972 Malatya doğumlu,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu, Avukat.
Gazeteciliğe 1994 yılında Ankara’da SEM Ajans’ta çalışarak başladı. 1995 yılında
Samanyolu TV’nin parlamento muhabiri oldu.
2003 yılı başında Ufuk Güldemir’den aldığı teklif üzerine İstanbul’a taşındı.
Güldemir’in sahibi olduğu Habertürk Gazetesi’nin yazı işleri müdürü oldu ve gazetenin
başyazılarını yazdı. 2004 yılında Habertürk TV’nin genel yayın yönetmeni ve Yönetim
Kurulu Başkanvekili oldu. Habertürk’te yaptığı
Basın Kulübü programlarıyla büyük habercilik başarılarına imza attı. Radyo ve Televizyon
Gazetecileri Derneği ve Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti, Sosyal Bilimler Olimpiyatı
Model İnsan Ödülü başta olmak üzere çok sayıda ödül aldı. Şehit ve Gaziler yararına
Cumhuriyet tarihinin en büyük kampanyasına imza attı. Medyada girişimciliğe önce
Habertürk’te küçük hissedar olarak başladı. Şu anda YABAN TV’nin içinde bulunduğu
YABAN Grubu’nun çoğunluk hissedarı ve yönetim kurulu başkanı.
Türkiye’nin ilk ve tek avcılık kanalı Yaban TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç
ile Yaban’la ilgili her şeyi konuştuk, o da tüm açık yüreklilikle sorularımızı yanıtladı. Kendisine teşekkür ediyoruz."
KAMİL ÜÇBAŞ
AV DOĞA DERGİSİ
Kamil Üçbaş : Sayın Melih Meriç, YABAN farklı ve tematik bir mecra. Siz yıllarca cok ağır siyasi programlar yaptınız. Gündem belirleyen programlardı bunlar. Oysa şimdi yalnızca Yaban hayatıyla ilgili yayınlara odaklandınız. İkisi birbirinden tamamen farklı. Ogün bakanlar, milletvekilleri ve işadamları ile muhataptınız, şimdi sizi meralarda, halkla birlikte görüyoruz. Neden herkesin konuştuğu güncel siyasi haberciliği bırakıp bu alana yöneldiniz?
Melih Meriç : Gazetecilik mesleği benim lise yıllarından itibaren hayalimdi. Cenab-ı Allah nasip etti ve erken yaşlarda hayallerimin çoğuna ulaştım. 31 yaşında Habertürk Gazetesinin başyazarı oldum, 32 yaşında Habertürk TV'nin genel yayın yönetmenliği koltuğuna oturdum. Hakikaten çok etkili, önemli haberlerde imzam oldu. İnsanın hayatta bir süre sonra neyin önemli, neyin önemsiz olduğu konusundaki görüşleri değişiyor. Popüler medyada uzun yıllar çalışınca, aslında siyaset dışında da çok önemli şeyler olduğunu farkediyorsunuz. Bu farkediş bende zihinsel bir rahatlama yarattı. Bir ölçüde erken gazetecilik dönemimin hayallerinin esiri olmaktan kurtuldum. Elbette bunda o işten tatmin olmamın da rolü var. Açıkçası yıllarca aynı insanlarla aynı programları yapıp, aynı tartışmaları dinlemekten de bıkmıştım. Gazeteciliğin ruhu meraktır. Oysa ben artık onların ne anlatacağını merak etmez duruma gelmiş, ne sorunca ne cevap alacağımı ezberlemiştim. Tam bu sırada YABAN'da ortaktım ve bir karar almam gerekiyordu. Ya YABAN'ın yönetimine karışmayacak, ortak olarak kalacaktım. Ya da başına oturup burada yeni bir hikayeye girişecektim, ben ikincisini seçtim.
Kamil Üçbaş : Habertürk'ü Ciner Grubuna sattığınızdan sonra Habertürk'ten ayrıldınız. O sırada bütün medya gruplarından teklif aldınız. Ama siz YABAN'da çalışmayı tercih ettiniz. Peki YABAN'dan memnun musunuz? Bu doğru bir karar mıydı?
Melih Meriç : Bugün geriye dönüp baktığımda bunun çok doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Bu kararımın önemli sebeplerinden biri patronluk koltuğuna alışmış olmamdı. Hayatımda çok büyük izi olan, kendisine çok şey borçlu olduğum Rahmetli Ufuk Güldemir, vefatından bir kaç yıl öncesinden itibaren Habertürk'te tüm insiyatifi bana bırakmıştı. Patron kararlarını ben alıyordum. Buna alışmıştım. Ciner'e Habertürk'ü devir sürecinde, geriye dönüp bir patronun altında profesyonel olarak çalışmamın artık zor olduğunu gördüm. Profesyonel yönetici olmak benim için geride bırakılmış bir şeydi. Bu nedenle bana gelen tekliflerden onları kırmadan, nazikçe sıyrılmak için çok çaba harcadım. Öte yandan YABAN daha fazla ilgi istiyordu. İşin çok önemli bir başka yani ise şu; YABAN bir meydan okumaydı, ötekiler ise benim yaptığım geride bıraktığım şeylerdi. YABAN, yepyeni bir alan, gerçek insanlar, gerçek maceraların kanalı. Medyanın yapaylığına çok çarpıcı bir alternatif. Etrafta yüzlerce kanal var ama YABAN hepsinden farklı. Tam benim aradığım gibi sıradışı bir iş. Bu nedenle YABAN'da geçen yıllarımdan çok memnunum. Dünyada da böyle çok örnekler var. Mesela BBC'nin governer'i olan Sir Roger Jones BBC'den ayrıldı, şimdi İngiltere'de avcılık atıcılık için çalışıyor.
Kamil Üçbaş : YABAN, 5 yılı geride bıraktı 6'ncı yılına giriyor. Müthiş bir başarı hikayesi oldu. Son 2 yıl buradaydınız. YABAN'ın geldiği bu noktayı tahmin etmiş miydiniz?
Melih Meriç : Açık konuşmak gerekirse, benim ta kuruluştan itibaren YABAN'la ilgili hiçbir fikrim yoktu. Çünkü hiç bilmediğim bir alandı. Ne avcılıktan, ne balıkçılıktan, ne de yaban hayatından anlıyordum. Benim YABAN'la ilgili ilk heyecanlarım Rahmetli Ufuk Bey'in hastalandığı dönemde onu mutlu etmek amacıyla bu kanal için çalışmamızdı. YABAN, tamamen Rahmetli Ufuk Bey'in girişimiydi. Fakat zaman içinde aslında YABAN'ın Türk Medyasındaki en önemli kanallardan biri olduğunu anladım. Çünkü doğaya odaklanmıştı ve sahte hiçbir şey yoktu. Dikkat ederseniz, YABAN'da hiç senaryo, oyuncu, kurgu yoktur. Sahtelikten, yapaylıktan sıkılmış Türkiye için müthiş bir mecra. Bunu anladıktan sonra YABAN'ın yükselişi bana hiç sürpriz gelmedi. Bence YABAN, henüz geleceği yerin yüzde 3 veya 5'ine geldi. Televizyon şirketlerinin ilk 5 yılı çok zor geçer. Bundan sonra YABAN geometrik büyüyecek. Bir gün Türkiye'de ayakta 3 televizyon kalırsa biri kesin YABAN olur.
Kamil Üçbaş : YABAN kurulduğunda sadece 6 ay yaşar deniyordu. Oysa şimdi 6'ncı yılına girerken Televizyon ve internet sitesi çok güçlendi. YABANSTORE ve YABANTUR devreye girdi. Kıbrıs'ta bir temsilcilik açtınız. Bu ayda YABAN Azerbaycan Bakü'de açılıyor. Kadrosu güçlendi, reklam portföyü büyüdü. Sizin uzun yıllardır medya yöneticiliği yapıyorsunuz. Sizce işin sırrı ne?
Melih Meriç :Bu sorunun cevabı bence bir doktoru tezi konusu. Bu sırrı bir kaç cümle ile açıklamak zor. Başta şunu söyleyeyim. Rahmetli Ufuk Bey'in vizyonu olmasaydı YABAN olamazdı. Bunu ifade ettikten sonra kısa bir özet yapmam gerekirse;
Bence birinci faktör, YABAN'ın içten, açıksözlü, samimi, doğal bir kanal olmasıdır. YABAN'da, yaban bilgisi, genel kültürü ve iş hayatı tecrübesi dünya çapında olan üstadlar programlar yapıyor. YABAN'IN danışman kadrosu bu ülkenin en büyük holdinglerinde yok. Herhangi bir yanlışlığa yol açmamak için isim isim saymıyorum ama kuruluştan itibaren YABAN'a emeği geçen çok büyük isimler var. Bu niteliklere sahip benzer kişilerin diğer tv kanallarındaki tavrına bakın, bir de YABAN'daki üstadların tavırlarına. Bu denli kıymetli insanlar, gayet mütevazi biçimde Türkiye'nin en ücra köşesindeki YABAN Dostları ile komplekssizce iletişim kuruyor ve onlarla dost oluyorlar. Elbette YABAN Dostları da bu olgun ve mütevazi tavrı seviyor ve onları bağrına basıyor. Uzun yıllar medya yöneticiliği yapmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bugün YABAN'da program yapan, filmleri yayınlanan, yabantv.com'da yazı yazan üstadlardaki bilgi birikimi, entellektüel yoğunluk hiç bir medyada yoktur. Her biri bir kaç lisan biliyor, dünyada görmedikleri yer yok ve profesör düzeyinde yaban yaşamı bilgisine sahipler. Fakat bu bilgilerini, diğer televizyonlardakiler gibi "ukalalık"la değil, tevazu ile izleyiciye aktarıyorlar.
İkinci önemli faktör; YABAN Dostları'dır. YABAN'ı sadece bir televizyon olarak görmek çok eksik kalır. Büyük bir community, Türkiye'nin en büyük ailesi. Şöyle bakıyorum, şimdiye kadar YABAN'da en az 50 bin kişi programlara çıktı; kameranın karşısına geçip bir televizyoncu gibi sunuculuk yaptı. YABAN Dostları , kendilerini bu kanalın gerçek sahibi olarak görüyor - ki bu doğrudur-. Bu çok az televizyona nasip olur. Bu müthiş sinerjiyi sadece avcılık, balıkçılık veya doğa sporları ile açıklamak mümkün değil. Bence YABAN'la izleyicisinin ilişkisi bir gönül ilişkisi. YABAN onlara değer veriyor, onlara bir identity kazandırıyor ve onlar da bu nedenle YABAN'ı kendi ailesi olarak görüyor. Çok iyi biliyorum ki, YABAN'a biri zarar vermek istese, buna karşı koyacak yüzbinlerce gönüllü ayağa kalkacaktır. Türkiye'nin heryerinde YABAN'a bir biçimde destek olan tüm YABAN Dostları, YABAN'ın hafızasında kayıtlıdır.
Üçüncü önemli faktör av, balık, outdoor sektöründeki vizyoner liderler. Büyük bir takdirle izliyorum ki, bu alandaki faaliyet gösteren firmaların başında gerçekten vizyoner, büyüme arzusunda olan, inovatif ve heyecanlı liderler bulunuyor. Onlar bu işlerin nereye gideceğini çok iyi görüyor ve Türkiye'yi dünya çapında çok iyi temsil ediyorlar. Eğer onların desteği ve vizyonu olmasaydı, YABAN bu kadar hızlı büyüyemezdi. Bu nedenle sektörde işbirliği yaptığımız tüm şirketlerin liderlerine YABAN adına teşekkür etmek istiyorum. Biz de onların bu yükselişine destek vermek için gece gündüz çalışıyoruz.
Dördüncü faktör ise YABAN'ın genç ve özverili ekibi. Her biri bir kaç kaabiliyete birden sahip olan çalışma arkadaşlarım, birbirine sıkı sıkıya bağlı biçimde, canla başla çalışıyorlar. Eğer gerçekten YABAN'ı severek çalışmasalardı bugünlere gelinemezdi. Yayından reklam departmanına, Store'dan İdari birimlerimize YABAN'ın bugünlere gelişinde bizde kadrolu olan veya olmayıp dışarıdan program yapan tüm ekibimizin büyük emekleri vardır.
Kamil Üçbaş :Sizce YABAN'ın yanlışı nedir? Sizin oturduğunuz yerden baktığınızda negatif gördüğünüz, eksik bulduğunuz şeyler neler?
Melih Meriç : Yukarıdaki soruları yanıtlarken söyledim, YABAN henüz gideceği yolun yalnızca yüzde 3 veya 5'ini almış durumda. Dolayısıyla çok eksiğimiz, atmamız gereken çok adım var. En büyük eksiğimiz tüm YABAN Dostları'yla aynı sıcaklıkta iletişim kuramamak. Bu ailenin her bir ferdi istiyor ki, YABAN onunla birebir ilgilensin, onu dinlesin, onun istediklerini yapsın. Ne yazik bunu yapmakta başarısızız. Açıkçası milyonlarca YABAN Dostu ile bu birebir ilişkiyi nasıl kurabiliriz onu bilmiyorum, elimizden geleni yapıyoruz ama yetersiz.
YABAN Dostları ile iletişimde, televizyon ve internet içeğimizi zenginleştirmekte, YABANSTORE ve YABANTUR'da ciddi eksikliklerimiz var. Talebin çok azına yanıt verebiliyoruz. Fakat bu eksiklikleri biliyoruz ve talebe cevap verebilmek için yoğun biçimde çalışıyoruz.
YABAN'ın yönetim kurulu başkanı koltuğundan kalkıp biraz uzaktan baktığımda ise "YABAN'ın en büyük yanlışı tevazusu" diye görüyorum. Bu gücüne ve etkinliğine rağmen, takındığı mütevazi tutumu yanlış diye değerlendiriyorum. Çünkü dışarıdan bakınca YABAN'ın tevazusu, YABAN'ın gücünü saklıyor ve bazı insanların bu gücü algılamalarına engel oluyor. YABAN, şayet benim yönetim kurulu başkanı olduğun bir grup olmasa da, başka bir arkadaşımın şirketi olsaydı, benim ona tavsiyem "Bu kadar tevazu gösterme, gerçek sanırlar" derdim. Çünkü, bazen ne yazik ki bazı YABAN Dostları da, sektörümüzden bazı insanlar da bu tevazumuzu gerçek sanıyorlar. Bu benim dışarıdan bakışım fakat, biz her zaman mütevazi davranmaya devam edeceğiz. Elbette bu " gelene ağam, gidene paşam" demek anlamına gelmiyor.
Kamil Üçbaş :Tam burada şuna değinmek istiyorum. Anlaşamadığınız, hatta davalık olduğunuz kişiler ve kurumlar da oldu. Bu nereden kaynaklandı?
Melih Meriç : Galiba cevabı bir önceki soruda verdim. YABAN'ın tevazusunu gerçek sanıp kurumumuza karşı özensiz davranan kişi, grup ve kurumlar oldu. Benim görevim, bir kurum olarak YABAN'ın ve bu kuruma sahip çıkan milyonlarca YABAN Dostu'nun hakkını korumaktır. Bu konuda taviz vermemiz asla sözkonusu olamaz. Biz, prensip olarak büyük veya küçük, ünlü veya ünsüz, kariyerli veya kariyersiz herkese saygı duyar, değer veririz. Bizi tanıyanlar bunu çok iyi bilir. Biz de aynı tavrı bekleriz. Fakat kendini herkesten yüksek gören, hak ve hukuka, onur ve haysiyete değer vermeyen, kurumumuza saygı duymayanlara biz de saygı duymayız. Açık ve net söylüyorum; biz saygıya, hukuka, ahlaka ve edebe önem veririz, vermeyenlere ise bu değerlerin önemini yer yer hatırlatmak durumunda kalıyoruz.
Kamil Üçbaş :Geçtiğimiz aylarda bir kaç yabancı grupla görüşmeleriniz oldu. Bir yabancı ortaklık mı sözkonusu?
Melih Meriç : YABAN'ın alanında lider olması ve önündeki büyük büyüme potansiyeli nedeniyle Batı'dan ve Çin'den 3 grubun bizimle değişik zamanlarda görüşme talepleri oldu. Biz bu görüşmeleri yaptık ve yapıyoruz. Şu anda olmuş bitmiş birşey yok. Fakat finansal yapısı güçlü ve YABAN'ı hızla bir kaç kat büyütecek bir modele "neden olmasın" diyoruz. Esasında benim arzum, YABAN'da bu sektördeki tüm kuruluşların ve hatta mümkünse tüm YABAN Dostları'nın hissesinin olmasıdır. Keşke böyle bir formül bulabilsek ve herkesi ortak edebilsek. Çünkü YABAN aslında bu topluma mal oldu. Manevi olarak bir sermayedarın kapasitesini aşan bir kurum olduğunu düşünüyorum. Keşke bir biçimde bu kurumda tüm camianın hissesi olsa. Bence doğru olanı bu olur. Bakalım şartlar ne getirecek.
Kamil Üçbaş :Biraz sizi konuşalım. Sizin iyi bir Setteriniz olduğunu biliyorum. Adı Bianco idi galiba. Av ruhsatınız da var. Ava gidiyor musunuz?
Melih Meriç : Ava bir kere gittim. Geçen yıl Halil Gülçur Bey beni Seymenköy'e bıldırcın avına götürdü. Sabah'ın 4'ünde kalkıp gittim. Öğlene kadar dolaştık bir tane kuşa rastlamadık. Ben "Bu mudur avcılık? Bunun için mi buraya kadar getirdiniz beni?" dedim. Halil Bey "Avcılık böyle, kırk gün taban eti, bir gün av eti" dedi. Ben de "Beni kırkıncı gün çağırın" dedim. Açıkçası gittiğim ilk avda avın tadını pek alamadım,çünkü av yoktu. Gitmeyi çok istiyorum ama iş yoğunluğum izin vermiyor. Ama niyetim bu yıl Romanya'ya kaz avına gitmek. Nasipse gideceğim, belki Türker (Sümer) beyle gideriz. O da bu yıl kuş avı yapmak istiyor. O da benim gibi acemi . Ona kuş avının inceliklerini öğretmek istiyorum. Şaka tabi bu , ama belki birlikte gideriz. Doktor Ali Bürkev, Ömer Borovalı gibi üstadlarla hep biraradayız. Teoriyi su gibi yuttum, şimdi pratik zamanı.
Kamil Üçbaş : Avı seviyor musunuz? Avcılığa nasıl bakıyorsunuz, sizce avcılık nedir? Çevrenizde ava karşı olanlar var mı? Onlara ne diyorsunuz?
Melih Meriç : Kamil Bey, bildiğin gibi avcılık ve yaban hayatıyla ilgili bulduğum tüm eserleri okuyorum. Sahaflardan eski kitap ve dergileri topluyorum. Bu alana büyük bir merakım var. Dinledikçe okudukça ilgim daha da artıyor. Ben avcılığı seviyorum. Çünkü avı bir challenge ( meydan okuma) olarak görüyorum. Avcı "ben, şehir hayatının stilize, güvenli, rahat ortamından çıkıp yaban yaşamında ayakta kalabirim" diyen kişidir. Bu bir meydan okuma, kendine güvenme işidir. İnsanoğlu yüzbinlerce yıl boyunca yaban olan dünyayı evcilleştirdi, rahat yaşabileceği güvenli bir yer haline getirdi. Avcı, işte bu dünyanın dışına çıkıp tıpkı ilk insan, ilk peygamber gibi yaban yaşamının içinde mücadele ederek ayakta kalabileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Bu açıdan çok saygı duyuyorum avcılığa. İşin sırrı bu mücadele duygusunu yok etmemektir. Tekniği ne kadar geliştirip, av ile avcı arasındaki dengeyi avcı lehine ne kadar bozarsanız avcılığa o kadar zarar vermiş olursunuz. Bence en önemli şey, av ile avcı arasındaki güç dengesini korumaktır. Elbette insanoğlu hep üstün, eşitlik diye bir şey yok ama yine de avda bir denge vardır. Yoksa avcılığın, kesimhaneden bir farkı olmazdı. Sorunuza da cevap olması için size bir hatıramı anlatayım. Avı bilmeyen, ava karşı olan bir hanımefendi arkadaşım bana "iyi ama şartlar eşit değil, avcıda silah var ama hayvanda yok, bu haksızlık değil mi ?" diye sormuştu. Ben ise, "Dünyadaki herşeyi eşitlik teorisiyle açıklayamazsın, mesela şu anda yaban domuzları ormanda yaşıyor, sen ise Etiler'de ultra lüks evinde, haksızlık değil mi? Bu eşitlik mi?" diye yanıt vermiştim.
Avcılık konusu, bana insanların ve medyanın aslında ne kadar bilgisiz olduğunu öğretti. İnsanlar meğer hiç bilmedikleri konularda ne kadar kolay ahkam kesiyorlarmış. Ben 5 yılda yüzlerce insan dinledim, o kadar makale, kitap, dergi okudum, ben bu işin yüzde 1'ini bile öğrenemedim. Fakat, bakıyorsunuz bu işten hiç anlamayan oturup atıp tutuyor. Meğer benim medyam ne kadar bilgisiz, ne kadar yetersizmiş. Bunu test etmek için avcılıktan daha iyi bir alan olamaz.
Bana göre avcılığın en ileri düzeyi, yani tasavvuf deyimiyle "Fenafillah" seviyesi, avcının kendini tüm canlıların var olduğu bu büyük kainat düzeninin bir parçası olarak görmesi ve tüm canlıların varlığına saygı duymasıdır. Bunu YABAN'da program yapan, filmleri yayınlanan üstadlardan görüyoruz. Oraya erişenlerin hayvan sevgisini, ben hiç bir kişide görmedim. Onların hayata, kainata, doğaya, hayvana bakışındaki derinlikten çok etkileniyorum. Siz bakmayın ortalıkta hayvanseverim diye dolaşanlara, onlar hayvanı tanımaz bile. O iş 50 yıl ister. Öyle gazetelerde televizyonlarda rüzgar yapmakla, PETA için soyunmakla olmaz. Hayvanı tanımak, kainatı tanımaktır, Cenab-ı Allah'ı anlamaktır. Bu irfan ister. PETA çıplaklarının kapasitesini aşar.
Kamil Üçbaş :Bir anda av camiasının içine girdiniz. Nereye gitsem sizi de orada görüyorum. Av camiası ile ilgili düşünceleriniz neler?
Melih Meriç :Av camiasını çok seviyorum. Gerçekten içinde çok kaliteli , çok içten insanlar var. Onlara layık olmaya çalışıyoruz. Camia son yıllarda hızla örgütleniyor ve üzerinden ölü toprağını atmaya başladı. Bu beni sevindiriyor. Çünkü ben yaban yaşamının güvencesi olarak av camiasını görüyorum. Bütün dünya da böyle görüyor.
Fakat madem açık açık konuyoruz şunları söylemek istiyorum; Bir yanda elini taşın altına koyup avcılık ve yaban yaşamı için vakit ayıran, çaba harcayan, örgütlenen insanlar var. Diğer yanda "ben avımı yaparım, işime bakarım" diyenler. Birinci kesimi gerçekten takdir ediyorum, tarihe geçecek olanlar onlar. İkincisi kesimi ise yanlışlıkla vurulmuş trofe niteliği olmayan ava benzetiyorum. Unutulup gideceklerdir. Onlara şunu söylemek istiyorum; eğer av yapıyorsan, yaban yaşamına karşı bir sorumluluğun var. Sen dünyanın en nadide hayvanlarını avlıyorsun, hangi hakla? Ne yaptın ki karşılığında dünyanın en nadide hayvanlarına sahip oluyorsun? Ben yaban yaşamı için birsey yapmayan avcıya saygı duymuyorum. Bunu açık ve net söyleyeyim.
Kamil Üçbaş :Çok sert konuştunuz. Neden bu kadar kızgınsınız?
Melih Meriç : Bakın Kamil Bey, şunu mutlaka ifade etmek istiyorum.
Benim hayretle karşıladığım bir şey var. Biliyorsunuz bu yıl Edirne'nin kurtuluş törenlerinde avcılar, avladıkları hayvanlarla resmi geçit törenine katıldılar. Olay medyada tartışıldı. Ben bu tartışmanın yapılmasından yanayım, açık açık konuşulmalı. Şahsen ben de kanlar içindeki av hayvanlarının şehirde arabaların üzerinde dolaştırılmasını şık bulmuyorum. Bunu ava saygısızlık olarak niteliyorum. Bu bir gelenek ama bu gelenek şık biçimde modernize edilebilir.
Fakat bu olay tartışılırken, medyada avcılara olmadık hakaretler yapıldı.
Biz YABAN olarak bunlara gereken cevabı verdik. Üstadlarımız televizyonlara çıkıp en güzel şekilde cevaplarını verdiler. Fakat bizim av camiamız sessiz kaldı.
Oysa ben o olayda avcılara alenen hakaret eden medya mensuplarına karşı bu ülkenin av camiasından en az 250 bin mektup, faks, eposta ile protesto beklerdim.
Sen kim oluyorsun da, bu ülkenin milyonlarca avcısına hakaret edebiliyorsun?
Av camiasının bu bilgisizliği bu hakareti kabul etmemesi gerekirdi. Bu olay beni çok hayalkırıklığına uğrattı. Camiamıza en kızdığım olaylardan biridir. Cehalete bakın, bu yayını yapanlardan biri de CNNTürk. Bu kanalın gerçek sahibi Amerikalı Ted Turner. CNN'in kurucusu. Turner, Amerika'nın en büyük avlağının sahibi ve av turizmi işi yapıyor. Düşünebiliyor musunuz cahil televizyoncu kendi patronuna hakaret ediyor.
Bakın siz ensenizi açarsanız, tokat atacak çok olur. Bu nedenle camianın kendi hakkını, hukukunu koruması gerekir. Eğer böyle olaylarda yüzbinlerce avcımız "Bir dakika, sen bana hakaret edemezsin" diyebilse, bir daha kimse kalkıp da haddini aşamaz. Elbette herkes avcılığı sevmek zorunda değil, zaten sevmemesinde de yarar var. O zaman ortada ne av kalırdı, ne de yaban yaşamı. Medyadaki bu cahil takımının avlaklara girdiğini düşünsenize, resmen katliam yaparlardı. Fakat eleştiri ayrı şey, hakaret başka. Bu ülkede kimse kimseye hakaret etme hakkına sahip değil.
Av camiasının biraz daha cesur olması gerekir. Kimden ne için korkuyorsunuz? Bu dünyada Prens William, Prenses Kate, Ted Turner avlanacak ve saygı görecek, ama Türkiye'deki avcı hakaret görecek. İşte burada haddini bilmeyenlere gereken tepkiyi vermek lazım.
Kanunlara ve etik kurallara uygun avlanıyorsanız, yaşam yaşamının sürdürülebilirliği için bir şeyler yapıyorsanız, avcılığınızdan gurur duyun. Çünkü bu gerçekten gurur duyulacak bir uğraş.
Kamil Üçbaş :Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve ilgili birimleriyle yoğun bir ilişki içindesiniz? Bakanlığın ve bürokratların tavrını, icraatlarını nasıl buluyorsunuz?
Melih Meriç :Ben şahsen, en çok haksızlık edilen bakanlığın Orman ve Su İşleri, eski adıyla Çevre ve Orman Bakanlığı olduğunu düşünüyorum. Çok geniş bir alanda ve şimdiye kadar hiç bir şey yapılmamış bir çok konuyla ilgilenmek durumundalar. Bence çok önemli işler yaptılar. Veysel Bey'in bu alandaki en yetkin isimlerin başında geldiğini düşünüyorum. HES'ler konusunda benim de çok rahatsız olduğum uygulamalar oldu. Fakat ben bakanlığın HES'ler konusunda, HES'lerin doğaya mimimum zarar verecek şekilde yapılması için en az başkaları için duyarlı olduğunun tanığıyım. Özellikle HES inşaatlarının denetimi ile ilgili bir mevzuat boşluğu vardı, o konuda da adımlar atılıyor. Bakanlık, bir çok şeyi bir arada düşünmek zorunda olduğu için, sırtında küfe olmayanlar kadar rahat değil tabi ki. Haksızlık yapmamak gerektiğini düşünüyorum.
Öte yandan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Av Yaban Hayatı Dairesi ( şimdi Av için başlı başına bir daire başkanlığı kuruldu ki bu avcılık için milat niteliğinde bir gelişmedir) gerçekten yetkin kişilerce yönetiliyor. Ellerindeki çok az personelle Türkiye'nin tüm yaban coğrafyasını idare etmeye çalışıyorlar. Bu öyle göründüğü kadar kolay değil. Onlarla yaptığım tüm görüşmelerde, iletişime ve öneriye çok açık olduklarını ve iyi şeyler yapmak için çabaladıklarını gördüm.
Örneğin bugünlerde tüm televizyonlarda avcılıkla ilgili bilinçlendirici filmler yayınlanıyor. Bu filmlerin yayın bedeli milyonlarca dolar, fakat Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü kadrosu bunu bakanlıktan bir kuruş bile harcamadan başardı. Alkışı hakeden bir çalışma oldu. Ufuk Güldemir Vakfı'nın da önemli bir katkısı oldu.
Bakanlıkla ilgili eleştirim ise şu: Adının önüne "doğa, çevre, hayvan" gibi kelimelerden herhangi birini koyan, her önüne gelen kişiyi,yapıyı ciddi muhatap alıyorlar. Oysa bu iş büyük ölçüde ranta döküldü. Dünyanın her yerinde bu konular işinde başarılı olmuş kişilerin gönüllü yaptıkları çalışmalardır. Biz de bu işi maaşla, profesyonel iş gibi yapanlar var. Siz de onlara dışarıdan bakınca gönüllü kişiler sanıyorsunuz. Ne tabanları var, ne de hakiki bir etkileri. Medyada köpük etkisi yapıp yapıp kayboluyorlar. Bakanlık bu konuda cesur olmalı, öyle her önüne gelen doğacıyım, çevreciyim, hayvanseverim diyeni dikkate almamalı. Nitekim, bence bakanlığın gereksiz yere kaale alıp büyüttüğü,adına doğa vs. koyan bir dernek, önce bakanlığın desteğiyle büyüdü, sonra da bakanlığa cumhuriyet tarihinde görülmemiş hakaretleri yaptı. Allah'tan bunlar son derece marjinal, yoksa insanlar bunlar yüzünden doğadan soğuyacak.
Öte yandan adam sanatçı. Uyuşturucudan yakalanmış, kalkıp PR çalışmasının bir parçası olarak doğasever olmaya karar vermiş. Böyle olunca kimse onun uyuşturucu ile ilişkisini sorgulamıyor. Ses getirsin diye doğa konularını politik malzeme yapıyor. Resmen doğa kavramının ardına saklanarak politik bir mücadele yürütüyor. Üzülerek görüyorum ki, bakanlık da bu şahısları dikkate alıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanlığı, uyuşturucuya bulaşmış bir kişiyle doğa konusunda ne yapacak, çocuklara nasıl mesaj verecek, hangi faydayı elde edecek? Açık ve net söylüyorum; bu işi rant için yapanlar veya uyuşturucu bulaşmış kişiler doğa için topluma örnek olamazlar. Onların kişisel PR çalışmalarına bakanlık prim vermemelidir.
Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Geçenlerde Akparti karşıtı, yazdığı tüm politik analizleri yanlış çıkmış bir yazar seçimden sonra -galiba gazete yönetiminden uyarı aldı- "ben artık politika falan yazmayacağım, artık sokak hayvanlarını yazacağım" dedi. Tamam sen artık sokak hayvanlarını yazmak istiyorsun ama bakalım sokak hayvanları seni istiyor mu? Bu örnek bize şunu gösteriyor: Bir şekilde yere düşen, işini kötü yapanlar, istismarı kolay olduğu için hemen doğa, hayvan, çevre vs diyor. Bakanlık bu marjinal tavırlardan etkilenmemeli.
İşte bu konuda da av,yaban hayatı camiamıza kızıyorum. Bakın Türkiye'de av pulunu alıp harcını yatırıp yasal avlanan insan sayısı 30 binleri geçmiyordu. Bu yıl 100 Bini geçti. Bu yaban hayatı için avcılar tarafından verilmiş yılda yaklaşık 10 milyon TL'nin üzerinde bir kaynaktır. Bu bilinçlenmede Bakanlığımızın çalışmalarının yanısıra YABAN'ın da tarihi bir rolü vardır. Aslında bu gelişme bir devrim. Bakanlığın bu gelişmeye gereken önemi vermesi lazım. Kolay mı, bu kadar insanı bilinçlendirmek, sistemin içine sokmak. Adam, kendi merasında kendi tarlasında avlanmak için devlete kayıt oluyor, para ödüyor. Bir kaç yıl içinde bu değişim sağlandı. Bakanlığın bunu yapabilen bir camiaya daha fazla güvenmesi, daha fazla insiyatif vermesini gerekir. Av, yaban hayatı camiamız da bu gelişmeleri doğru değerlendirmeli, inisiyatif almak konusunda cesur olmalı.
Kamil Üçbaş : YABAN'la ilgili olarak bana gelen temel eleştiriler reklamlar ve deniz programları gibi tema dışı yayınlar. Öte yandan biliyorum ki bir çok kişi var reklam vermek isteyen ama pahalı olur diye çekiniyor, size gelmiyor bile. Bu soruyu nasıl yanıtlayacaksınız?
Melih Meriç : Şunu unutmamak gerekir ki, YABAN dünyada bu içerikte yayın yapan tek ücretsiz kanal. Bizim benzerimiz olan tüm kanallar şifreli ve ücretli. Örneğin İtalya'daki kanalın 100 Bin abonesi var ve aylık ortalama 30 Euro üyelik ücreti ödeniyor. Bütçeyi düşünün. Oysa biz tamamen ücretsiz yayın yapıyoruz. Hatta bizim Sizden Gelenler programında yayınladığımız filmler için insanlardan para aldığımızı sananlar bile var. Tüm televizyon sektörü bizim onları para ile yayınladığımızı sanıyor. Oysa bunları tamamen ücretsiz yayınlıyoruz ve onlara montaj-prodüksiyon için ciddi zaman harcıyoruz. Böyle olunca geriye yayınları finanse edecek tek unsur kalıyor o da reklam. İzleyiciler bilmeli ki, yayınlanan her reklam, onların yerine başkalarının para ödemesi demek. O reklamlar izleyecilerimiz yayını bedava izlesin diye yayınlanıyor. Bu nedenle bir YABAN Dostu reklam gördükçe mutlu olmalı, çünkü o reklamların gelmesi YABAN'da daha kaliteli programlar izleyeceği anlamına geliyor.
Reklam fiyatları konusunda ise şunu söyleyeyim; sektörü desteklemek bizim kurumsal politikamız olduğundan, bugün YABAN'da sektör reklamları diğer reklamlara göre dörtte bir fiyatla yayınlanıyor. Televizyon reklamlarının fiyatları konusunda bilgiye erişmek çok kolay. Küçük bir araştırma yaparsanız, YABAN'ın sektörümüzdeki firmalara ne kadar uygun fiyatlarla reklam yayınladığını görebilirsiniz. Benim tavsiyem, sektörümüzün bu fırsatları iyi kullanmasıdır. Çünkü reklam arttıkça fiyatlar yükselecektir. İzleyicimiz hergün bizden daha iyi yayınlar istiyor. Bunu ancak reklam fiyatlarını artırarak yapabiliriz. Sektörümüzdeki firmalara, bugünlerdeki cazip fiyatlardan yararlanıp markalarını daha fazla tanıtmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü, bu bütçelerle bu reklamları yapmak uzun süre sürdürülemez.
Kamil Üçbaş : YABANSTORE'u kurdunuz ve kısa sürede çok başarılı oldu. Biliyorsunuz tüm av bayileri açıldığından bu yana YABANSTORE ürünlerini satmak istiyor. Bayilik verecek misiniz?
Melih Meriç : Açıkçası şu anda bizi en çok meşgul eden konu bu. Çünkü hergün birileri yakın dostlarımızı araya koyarak, YABANSTORE'un bayisi olmak, ürünlerini satmak istiyor. Bu talepler bizi zor durumda bırakıyor.
Kamil Bey, doğrusunu sorarsanız biz bu sektörde çalışan bayilerle ticari anlaşmazlıklar yaşamak, onlarla alacak verecek işine girmek istemiyoruz. Çünkü günün sonunda bir bayiyi icraya vermek de var. Bunlar ticaretin içinde olan şeyler fakat bizim aramızda gönül bağı olduğu için bu tür çekincelerimiz var.
YABANSTORE ekibimiz, işte tüm bu çekincelerimizi ortadan kaldıracak şekilde bir çalışma yaptı ve bir model geliştirdi. Bu modele göre av bayilerine YABAN Markalı Ürünleri satma yetkisi vereceğiz. Bu müjdeyi bu vesile ile vermiş olalım. Bunu bugünlerde duyuracağız.
Bu yıl sadece av bayilerine YABAN Ürünleri verilecek. Av bayisi olmayanlar satamayacak. Öncelik onlarda. YABANSTORE, başlangıçta herkese eşit davranacak ve başvuru/talep sırasına göre ürün verecek.
Herkese eşit şartlar uygulanacak.
İlerleyen yıllarda YABAN Markasını temsil edemeyenler elbette ayıklanacak. Fakat iyi temsil edenler daha da güçlendirilecek ve bulunduğu yerdeki tek bayi olacak.
Ümit ederim, bu vesile ile av bayilerimize YABAN Markalı ürünler aracılığı ile bir gelir sağlamış oluruz.
Kamil Üçbaş : YABAN'ı çok konuştuk. YABANSTORE'da önümüzdeki dönemde hangi projeler var?
Melih Meriç :YABANSTORE, yurtdışı açılımını sürdürmeye devam edecek. Biliyorsunuz şu anda Kıbrıs'ta bir mağazamız var, bu yıl ikincisi açılacak.
Bir ay için YABAN AZERBAYCAN açılacak. BAKÜ'de hem YABAN'ı hem de YABANSTORE'u temsil edecek ofisimizi açıyoruz. O da çok şık olacak. Bulgaristan ve İran anlaşmalarını da yapmak üzereyiz. Çevre ülkelere açılımımız sürecek.
Bunu yanısıra YABANSTORE'da başka bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bu tüm sektörümüzü ilgilendiriyor. YABANSTORE'da sektördeki diğer firmaların da ürünlerinin satılması için bir çalışma yapıyoruz. Çünkü bize firmalardan bu yönde çok talep var. Böylece YABAN'ın cazibesinden tüm firmalarımızı yararlandırma imkanı olacak. YABANSTORE'a gelen kişi başka firmalarımızın da ürünlerini alabilecek. Bu çalışmayı bu yıl içinde tamamlamayı arzu ediyoruz.
Kamil Üçbaş :Dikkat ediyorum, köpek maması konusuna hiç girmediniz?
Melih Meriç : Aslında bu yılın en büyük sürprizi bu. Biz açıklamadan önce AVDOĞA Dergisi bunu açıklamış oluyor.
Biliyorsunuz 1,5 yıldır köpek maması üzerinde çalışıyoruz.
Bundan 1,5 yıl önce düşündük ve "Neden Türkiye'de dünyanın en iyi mamaları ile yarışacak bir mama olmasın" diye yola çıktık.
Dünyanın en iyi nütrişistlerini bulduk. Dünyanın önce gelen mamalarına danışmanlık yapan İngiliz danışmanlarla bizim üstadları buluşturduk. Türkiye'deki köpek ırklarını, Türkiye'nin meralarını, iklimi, beslenme alışkanlıkları, doğruları yanlışları anlattık. Uzun toplantılar yapıldı. Bu toplantılardan çıkan sonuca göre İngiliz danışmanlarımız bize "özel bir formül" üretti. Av köpekleri dikkate alınarak yapılmış bir formüldür bu. Petler için ise çok lüks bir formül anlamına geliyor.
Bu formül üzerine İzmir'de bir fabrika ile çok detaylı bir anlaşma yaptık.
Danışmanlarımız nezaretinde hammadde'den üretim süreçlerine, paketlemeden en taze şekilde tüketiciye ulaşmasına kadar tüm detaylara tek tek çalışıldı.
İlk test üretimimiz bundan 9 ay önce yapıldı. Veteriner, kennel, köpek eğitmenleri, duayen avcılardan oluşan 25 ayrı kişi 25 ayrı noktada mamayı test etti. Bu test süreçleri çok başarılı geçti.
Şimdi inşallah 1 ay içinde YABAN KÖPEK MAMASI çıkacak.
Şunu söylemek istiyorum ki; Dünyanın en iyi mamaları ile rekabet edebilecek bir mama geliyor.
Bu konuda sayfalarca konuşsam yetmez.
Fakat YABAN KÖPEK MAMASI'nın taşları yerinden sarsacağını, özellikle super premier mama liginde taşları yerinden oynatacağını özet olarak söyleyelim, şimdilik yeter.
Kamil Üçbaş :Bu arada sürpriz bir biçimde YABANTUR da başladı. Aslında bana daha önce söylemiştiniz ve geçen hafta resmen başladı. Bize biraz YABANTUR'dan sözeder misiniz?
Melih Meriç : YABANTUR aslında bizim baştan tasarladığımız grubumuzu tamamlayan çok önemli bir şirketimiz. Uzun süredir YABAN Dostları bizden bu konuda bir girişim bekliyordu. Ava, balığa, safariye gidilebilecek yerler konusunda onlara yol göstermemizi, yardımcı olmamızı istiyorlardı.
Bu işi en iyi bilenlerden olan Sevgili Ömer Borovalı ağabeyin bu işin başına geçmesini çok istiyordum. Sonunda Ömer Ağabey müsait olunca YABANTUR'a geldi ve şu anda YABANTUR'un CEO'su. Kendi şirketi olan TROFEHUNTING'teki tüm işlerini de YABANTUR'a devretti. Tüm yetki onda ve adım adım YABANTUR'u büyütüyor. YABANTUR'un öncelikle amacı bu turlara büyük para veremeyecek orta gelir düzeyindeki dostlarımıza makul fiyatlarla gidebilecek turlar bulmak. Bu danışmanlığı en iyi şekilde yapacağımızdan eminim. Çünkü Ömer Bey, yarım asırlık bir güçlü bir deneyime sahip.
Kamil Üçbaş : YABAN'la başladı, YABANTV.COM 50 bin üyeye geldi, YABANSTORE yurtiçi ve yurtdışında büyüyor, YABAN KÖPEK MAMASI çıkıyor ve YABANTUR faaliyette. Büyük bir atak içindesiniz. Nereye gidiyor bu iş?
Melih Meriç :Doğrusu Kamil Bey, biz kendimizi yavaş buluyoruz. Yapılanlar yapmak istediklerimizin çok azı. Temel arzumuz sektörümüzle el ele, YABAN Dostları ile birlikte büyümek. Çünkü ne kadar büyürsek, sesimiz de o kadar gür çıkar. Ben yurtdışındaki fuarlara gittiğimde sektörümüzde bulunan Türk firmalarla gurur duyuyorum. Dünyanın her yerine ihracat yapıyorlar. Bursa fuarının daha 3'ücü yılında nereye geldiğini hep birlikte görüyoruz.
Sektörümüzle, Konfederasyon ve federasyonlarımızla, kulüplerimiz ve YABAN Dostları ile birlikte hepimiz bu büyük ailenin bir parçasıyız. Bu aileyi hep birlikte büyütmek temel gayemiz. Bunu yaparsak, büyüyen Türkiye'ye yakışır bir camia oluruz. Yaban yaşamının geleceğini de böylece güvence altına almış oluruz. Benim bu camiaya inancım sonsuz.
Kamil Üçbaş :Bir yayıncı olarak bir de size bizimle ilgili görüşlerinizi soralım: AVDOĞA ve OLTACI dergilerini nasıl buluyorsunuz?
Melih Meriç : İkisini de büyük bir heyecanla bekliyorum her ay. Bildiğiniz gibi hem AVDOĞA'nın hem de OLTACI'nın en iyi okurlarından biriyim. Dergideki tüm yazıları,resimleri büyük bir dikkatle okuyorum,inceliyorum ve bunlardan çok yararlanıyorum. Tabi burada özellikle senin, yayıncılığın ötesinde gösterdiğin çaba, camianın buluşup kaynaşması için yaptıkların çok önemli. Kamil Üçbaş isminin bu camiada büyük emekleri vardır ve unutulmayacaktır. Ben şahsen AVDOĞA'nın artık kurumsallaştığını düşünüyorum. OLTACI da aynı yolda hızla ilerliyor. Ben avcıyım deyip de ayda sadece bir kez çıkan bu dergileri almayan kişileri çok yadırgıyorum ve elbette buralarda reklamı olmayan firmaları da. Aslında bu dergilerimizin varlığı çok büyük bir şanstır. Biz YABAN olarak AVDOĞA ve OLTACI'nın yanındayız. Büyümelerini stratejik olarak önemli görüyor ve destekliyoruz.
AVDOĞA DERGİSİ EYLÜL 2011 SAYISI
Kamil Üçbaş'ın Notları
Sevgili Osman Döşler, Sayın Melih Meriç ile yaptığım bu söyleşi, Avdoga Dergisi tarihinin en uzun söyleşisi oldu. Söyleşi uzun olduğu için bazı soruları atlamış olabilirim, fakat ben, Yıllık pul adedi 60,000 iken 104,000 lere gelmesi ülke avcılığı açısından olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Bu gelişmede kimin payı var ise teşekkür etmemiz gerekiyor.
Sevgili Tarık Ersal, Yaban Tv Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Melih Meriç ile yaptığım söyleşi çok uzun olduğu için (kara avcıları ve amatör olta balıkçılarına yönelik olmak üzere) iki bölüm halinde planladım. Kara avcılarına yönelik bu söyleşi bildiğiniz gibi Avdoğa Dergisine yayınlandı. Melih bey, amatör olta balıkçılığına çok önem veriyor. Yapılan toplantılara bizzat katıldığına sahit oluyoruz. Ayrıca Yaban Tv olarak da kurumsal olarak da destek verdiklerini görüyoruz. Bu güne kadar olta balıkçılığıyla ilgili Yaban Tv de yaptığım programlara hiç itiraz etmedi aksine daima destekledi. Melih bey ile amatör olta balık avcılarına yönelik özel bir söyleşi yapacağız. Olta balıkçılarına yönelik bu söyleşiyi de Oltacı dergisinde yayınlayacağız.
Yapıcı eleştirilerde bulunan, Sevgili Tarık Ersal’a, Osman döşlere, gelinimiz ve kardeşim Nazife Yıldız Sükan’a, Umur Abi’ye, Dogan Tekel’e, Basaks, Adatepeli ismiyle yazan tüm dostlara teşekkür ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
Kamil Üçbaş